Pages

Ads 468x60px

11 Aralık 2012 Salı

Ağrılarınızdan kendi kanınızla kurtulun!


İnsan vücudunun hastalıkları iyileştirme potansiyeli olduğu artık biliniyor. Kişinin kendi kanıyla iyileşmesine imkân veren PRP tedavisi ilaç yerine bu potansiyeli kullanan yeni bir tedavi yöntemi. Kas-iskelet sistemi yaralanmaları ve hastalıklarının iyileşmesinde kullanılan bu tedaviyle omuz ağrıları, ön çapraz bağ yaralanmaları, eklem kireçlenmesi, ayak bileği burkulmaları gibi birçok rahatsızlık tedavi edilebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uz. Dr. Feride Ekimler Süslü PRP tedavisinin Fizik Tedavi alanında kullanımı hakkında bilgi verdi.
PRP ile dokular iyileşerek yenileniyor
PRP (Platelet Rich Plasma) trombositten zengin plazma anlamına geliyor. Kanın pıhtılaşmasından sorumlu olan trombositler, aktive edildikleri zaman büyüme faktörleri olarak bilinen iyileştirici proteinler salgılayarak dokuları iyileştirip yeniliyor. PRP tedavisinde kullanılan trombositler hastanın kendi kanından alınan numuneden ayrıştırılarak elde ediliyor ve serum olarak yaralı bölgeye enjekte ediliyor. Enjekte edilen sıvıda yüksek konsantrasyonda trombosit ve büyüme faktörleri bulunuyor. Normal kanın 1 mililitresinde 150.000-400.000 trombosit bulunurken PRP’de bu sayı 1.000.000’un üzerine çıkıyor. Trombositler ayrıca sessiz lokal kök hücrelerini aktive ettiğinden plazma sıvısı doğal bir ilaç gibi etki gösteriyor. Yaralanmanın ve zedelenmenin olduğu tendon kıkırdak gibi yapıların iyileşmesini hızlandırır.
Tedavi uzmanlar tarafından uygulanmalı
PRP tedavisi omuz ağrıları, tenisçi dirseği, golfçu dirseği, ön çapraz bağ yaralanmaları; diz, omuz, kalça eklem kireçlenmesi, diz kapağı tendiniti, ayak bileği burkulmaları, topuk dikeni ve kulunç ağrısı olarak bilinen kas gerginliklerinin tedavisinde kullanılıyor. PRP’nin uygulaması ise şu şekilde; Hastanın kendi kanı steril bir ortamda alındıktan sonra özel işlemler ile trombositler kanın diğer şekilli elemanlarından ayrılıyor. Uygulanmak istenen bölgeye bu sıvı enjekte ediliyor. PRP’nin kalitesi, trombositlerin yaşama kabiliyetine bağlıdır. Bu nedenle PRP uzman bir ekip tarafından hazırlanmalı ve uygulanmalıdır. PRP’nin hazırlama sürecinde trombositler canlılığını sürdürebilmelidir, aksi takdirde; canlılığını kaybeden trombositler aktive edilemez. Aynı şekilde, PRP uygun şekilde hazırlanmazsa, trombositler erken aktive olur ve daha hazırlık safhasında büyüme faktörleri kaybolabilir.
Herhangi bir yan etkisi yok!
İlk enjeksiyondan 3 hafta sonra hasta tekrar değerlendirilmelidir. Genellikle 3 hafta arayla 6 aylık dönem içinde 3 enjeksiyona kadar yapılabilir. İşlemden sonra doku iyileşmesini hızlandırmak için fizik tedaviye devam edilebilir. Hastaların birçoğunda ilk enjeksiyondan sonra iyileşme görülür. Birçok bilimsel çalışmada başarı oranının %80 – 85 oranında olduğu gösterilmiştir. Bazı hastalarda kısmi bir iyileşme olurken, bazı vakalarda tam iyileşme gösterilmiştir. PRP yönteminde kişinin kendi kanından alınıp hazırlanması nedeni ile herhangi bir yan etkisi yoktur. Yalnızca yapıldığı bölgede geçici bir ağrı ve şişme yapabilir. Bu etki 1-2 gün içinde kendiliğinden geçer. Tedavi öncesi başlanan ve 5 gün süre ile ağrı kesici ilaç kullanımı ile bu durum en aza indirilebilmektedir.

Deniz ve Kum Varis Endişesini Artırıyor


Kumsal ve deniz mevsimi, birçok kadın için bacaklarındaki varis görüntüsüyle yüzleşmek anlamına geliyor. Estetik kaygıların yanında, ağrı, şişme, kramp gibi sağlık sorunlarına da neden olan varisi ihmal etmemek gerekiyor. Memorial Antalya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Tamer Bakalım varisin nedenleri, tedavisi ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.
Varis toplardamarların genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hal alması olarak tanımlanıyor. Özellikle uzun süre ayakta kalan ya da uzun süre oturarak çalışanların risk altında olduğu varis, yetişkin nüfusun %15-20’sini etkiliyor. Varis ile ilgili diğer veriler ise şöyle: Varis kadınlarda, erkeklere oranla 4 kat daha fazla görülüyor. Varisin ailesel geçiş oranı %50’den fazla, ayrıca varis, 4 saatten fazla ayakta kalanlarda 3 kat daha fazla görülüyor.
Doğum kontrol hapları ve hormon tedavilerine dikkat!
Varis; gebelik, obezite, duruş bozuklukları, kabızlık, doğum kontrol hapları ve hormon tedavileri gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Kalıtım, riskli yaşam tarzı ve sigara kullanımı önde gelen risk faktörleri olarak gösteriliyor.
Ayakta durmaya bağlı oluşan ağrı varis belirtisi olabilir
Hastaların en yaygın belirtileri; bacaklarının görüntüsünün bozulması, uzun süre ayakta kalmaya bağlı oluşan bacak ağrısı, bacaklarda ağırlaşma ve geceleri bacaklarda hissedilen kramplardır. Bacak varislerinde kronik ayak bileği şişliği, cilt bozuklukları ve bacak ülserleri gelişebilir. Uzun süre ayakta durma veya obezite (şişmanlık) tüm bacak varis etkilerinin daha da artmasına neden olur. Varis ayrıca ağrı ve dolgunluk hissi, ayak tabanlarında yanma, kaşıntı, ayak bileğinde şişme, gece krampları, kanamalar, cilt değişiklikleri ve açık yaralara neden olur.
Nedenleri ortadan kaldırılmazsa hastalık tekrarlayabilir
Varis tedavisinde amaç, yaşam kalitesini artırmaktır. Hastalık genellikle iyi huylu seyir gösterdiğinden hastaların çoğu ameliyat edilmez. Büyük varisleri olan hastalarda, kanama veya bacak ülseri gibi durumlar gelişirse, cerrahi tedavi yöntemleri kaçınılmazdır. Varise neden olan etkenler ortadan kaldırılmadıkça belli bir süre sonra hastalık tekrarlayabilir.
Varisten korunmak için;
  1. Bol bol hareket edin. Yürüme, yüzme, bisiklet, gibi sürekliliği olan hareketleri tercih edin. Yaz aylarında uzun süreli güneş banyolarından kaçının.
  2. Bir saatten daha uzun süre oturmayın ya da ayakta kalmayın. Gün içerisinde birkaç kez bacakları yüksekte tutmak yararlıdır.
  3. Soğuk suyla bacaklara duş yapın. Cilde uygulanan soğuk su kanın kalbe dönüşünü hızlandırır.
  4. Bol giysileri tercih edin.
  5. Topuk yüksekliği 5 cm’den fazla olan ayakkabıları tercih edin.
  6. Beslenmenize dikkat edin, günde en az iki litre sıvı tüketin ve sigara içmeyin.
  7. Varis çorabınızı düzenli giyin.
  8. Varisleriniz varsa veya varise ait şikâyetleriniz varsa mutlaka damar cerrahına başvurun.

1 Aralık 2012 Cumartesi

Uzmanlar uyardı 2030'da 8 milyon insan hayatını kaybedecek

Uzmanlar, 2030 yılında sigara tüketimi sebebiyle 8 milyon insanın hayatını kaybedebileceğini söyledi.

Sigara tutkusu ölümlere yol açıyor. Sigara içen insanlar başta akciğer kanseri olmak üzere çeşitli hastalıklara yakalanıyor veya sakat kalabiliyor. Uzmanlar, tiryakileri sigara bıraktırma polikliniklerine gitmeleri konusunda uyarıyor. Toplantıda konuşan Şevket YılmazEğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Karadağ, sigara tüketiminin dünyaya faturasının her geçen yıl daha da arttığına dikkat çekti. Dünya Sağlık Teşkilatı’nın 1987’den bu yana her yıl farklı temalarla “31 Mayıs Sigarasız Bir Dünya Günü”nü düzenlediğini söyleyen Karadağ, sigara bıraktırma poliklinikleri sayesinde başvuran insanların büyük bir çoğunluğunun tiryakilikten kurtulduğunun altını çizdi. Tütün salgınının farklı bir boyutuna dikkat çeken Karadağ, "Dünya Sağlık Teşkilatı’nın 2012 yılı için belirlediği tema 'Tütün Endüstrisi Müdahalesi'dir. Tütün bütün dünyada en sık görülen ölüm sebebidir ve günümüzde her 10 yetişkinden birinin ölümünden sorumludur. Sigara, her yıl 600 bin pasif içici olmak üzere, yaklaşık 6 milyon insanın ölümüne yol açıyor. Gerekli tedbir alınmazsa bu sayı 2030 yılında 8 milyona ulaşacak. Bu büyük bir tehlikedir. Bu yüzden tiryakilerin sigarayı bırakmaktan başka çaresi yoktur" dedi.

Aile içi şiddetin sonuçları

Aile içi şiddetin şiddete ve saldırganlığa yönelik davranışlara yol açtığı gibi intihar gibi olumsuz sonuçlar doğurabildiği belirtildi.


Geçtiğimiz günlerde Trabzon’un Tonya ilçesinde aile içi şiddetin küçük yaşta bir çocuğu intihara sürüklediğini hatırlatan Trabzon Özel İmperial Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Şenol Anaç, aile içi şiddetin olduğu bir ailede büyüme, şiddete maruz kalmanın intihar gibi olumsuz sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Çocukta kişiliğin oturmasında ilk beş yılın çok önemli olduğunu ifade eden Anaç, kişinin bedensel ve ruhsal açıdan, zarar görmesine, yaralanmasına veya sakat kalmasına neden olan davranışların hepsine ‘şiddet’ dendiğini kaydeden Dr. Anaç “Şiddeti, fiziksel, duygusal, ekonomik ve cinsel şiddet diye sınıflandırabiliriz. Şiddete ve saldırganlığa yönelik davranışlar yaşamın erken dönemlerinde öğrenilir. Kişiliğin oluşumunda ilk beş yıl önemlidir. Bu nedenle aile temeldir.
Sonrasındaki okul ise, ailede alınan en iyi yada kötü eğitimi, şekillendirme, düzeltme ve çocuğu toplumsallaştırmaya çalışır. Aile içi şiddetin olduğu bir ailede büyüme, şiddete maruz kalma, öğrenilme yoluyla, şiddete yatkınlık oluşturur. Medyanın şiddete uygulayan kahramanlar oluşturması ve ergenlerin bunları örnek alması ile yine medyanın şiddet olaylarını denetimsiz yayımlanmasıyla şiddete karşı duyarsızlık ve uygulanabilirlik düşüncelerin gelişmesi şiddete eğilimi artırmaktadır. Tüm bunların yanında aile içi şiddet intihar gibi istenmeyen sonuçlara da yol açabilir” dedi.
Ekonomik zorluklar, kültürel çalışmalar ve gelecek korkusunun bireylerde, umutsuzluk, bunalım ve öfke duygularının oluşmasına sebeb olduğunu kaydeden Dr. Anaç “İletişim becerilerinin yetersizliği, dürtü kontrol bozukluğu, alkol ve madde kullanımı, antisosyal ve narşistik, paranoid kişilik bozukluğu şiddet eğilimini artıran psikiyatrik nedenlerdir. Çözüm olarak bireysel çözümler yerine, toplumsal çözümler daha etkileyici olacaktır.
Anne baba eğitimi, okullarda psikolojik danışmanlıkta rehberliğe ağırlık verilmesi, medyanın şiddet içerikli yayınlarına öz denetim uygulaması, şiddet uygulayan kahramanlar yerine, bilimde, sanatta, sporda başarılı kahramanlar ön plana çıkarılması çocuk ve ergenler üzerinde etkili olacaktır. Yine ekonomik çözümler, topluma psikiyatrik yardıma ulaşabilirliliği artırma şiddeti önlemede etkili olacaktır. Sonuç olarak geçmiş yıllara göre daha zengin ve eğitimliyiz. Fakat amaç, eğitim, refah ve mutluluk olmalı" şeklinde konuştu.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız